Şereflikoçhisarlı Keloğlan
Folklor, halka ait olan her şeyi içine alır. Halkın malı olmuş, kaynak olarak kişisel olsa bile, çoğunlukla sözlü olarak nesilden nesile geçen ve bu geçiş sırasında yeni şartlara göre değişme eğiliminde olan edebiyat ürünleri, halk destanları, masalları, türküleri, manileri, fıkraları, temsili sözler, tekerlemeler, hayat ve tabiatın olaylarına ait inançlar ve buna benzer birçok şeyi kapsar.
Ben bu folklorik özelliklerden biri olan masalı,bir Şereflikoçhisar masalından bahsedeceğim. Daha doğrusu Muhsine HELİMOĞLU YAVUZ adlı bir araştırmacının T.C. Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri Dizisi’nden olan ‘’Masallar Ve Eğitimsel İşlevleri’’ (2002) adlı kitabından bulduğum masalı sizlerin ilgisine ve bilgisine sunacağım.Bu araştırmacı,Şereflikoçhisar’dan Dudu YILMAZ adlı bir ev kadınını kaynak göstermiştir.Araştırmacıya kaynaklık eden kişi ise bu masalı annesinden öğrendiğini belirmiştir.Şimdi gelelim Şereflikoçhisarlı Keloğlan masalına.
Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde. Develer tellal iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken,dünyanın şirin bir köşesinde,yoksul anasıyla birlikte bir Keloğlan yaşarmış.Bu Keloğlan’ın babası daha küçükken ölmüş.Bir gün Keloğlan annesine,ellerindeki tek varlık olan eşeklerini satacağını söyleyerek,şehrin yolunu tutmuş.Giderken yolda iki kardeşe rastlamış. Bunların büyüğü “’Hey Keloğlan nereye gidiyorsun’’ diye seslenmiş.Keloğlan eşeğini satmaya götürdüğünü söyleyince de ona,”Böyle satarsan eşeğin ucuza gider,onun kulaklarını ve kuyruğunu kes öyle sat,o zaman daha çok para verirler’’ demiş. Onun dediklerine inan Keloğlan da tutup eşeğinin kulaklarını ve kuyruğunu kesmiş ama,bu haliyle onu kimseye satamamış.Kendisine oyun oynandığını anlayan Keloğlan, o iki kardeşten öcünü geri almak isteyerek geri dönmüş ve onları takip ederek evlerinin yerini öğrenmiş. Akşam olunca büyük kardeşin ahırına giderek,ineği çözüp,yerine kendi eşeğini bağlamış ve ineği de alıp,köyüne dönmüş. Bunu nereden bulduğunu soran anasına da eşeği bu inekle değiştirdiğini söylemiş. Anası da buna çok sevinip,oğluna aferin demiş.
Ertesi gün ava çıkan Keloğlan, ikiz iki tilki yavrusu yakalayıp getirmiş. Bunlardan birisini evinin önüne bağlamış. Annesine de “Bugün etli pirinç pilavı pişir’’ diyerek diğer tilkiyi de yanına alıp,tarlaya çalışmaya gitmiş. Öte yandan ineklerinin çalındığını gören kardeşler.Bunu keloğlan’ın yaptığını anlayarak,onun köyüne gidip çift sürdüğü tarlayı bulmuşlar. Adamlarını çok kızgın olduğunu gören keloğlan,daha onlar bir şey söylemeden ”Buyurun kardeşler,hoş geldiniz’’ demiş. Büyük kardeşte ona ‘’Hiç hoş gelmedik. Bize oynadığın oyunun hesabını sormaya geldik’’ deyince,”Tamam anlaşırız.Önce misafirim olun bir yemek yiyelim’’ diyerek,yanındaki tilki yavrusuna dönüp “Tilki,hadi eve git,anneme misafirimiz olduğunu ve yemeğe etli pirinç pilavı pişirmesini söyle” demiş ve çözüp göndermiş. İpten kurtulan kurtulan tilki doğruca dağın yolunu tutarak, kaçıp gitmiş.Aradan bir zaman geçince, Keloğlan, misafirlerini alıp evine götürmüş.
Eve gelen kardeşler, tilkinin kapıda bağlı, yemeğin etli pirinç pilavı olduğunu görünce çok şaşırmışlar ve keloğlana “Biz inekten vazgeçtik, sen bu tilkiyi bize sat” demişler.Önce biraz nazlanan Keloğlan, kardeşlerden yüklüce para alarak, tilkiyi onlara satmış.
İki kardeş oyununa geldiklerini tilki kaçınca anlayarak Keloğlanı yakalayıp bir çuvalın içine koyup bir köprünün yanına gelmişler ve çuvalı biraz ötelerine koymuşlar. Bu sıra Keloğlan “İstemiyorum,istemiyorum. Ben padişahın kızıyla evlenmek istemiyorum’’ diye bağırmaya başlamış. O sırada oradan geçen bir çoban bu sesi duyup,çuvalın yanına gelerek: ”Neyi istemiyorsun?” diye sormuş. Keloğlan da “Beni zorla padişahın kızıyla evlendirmek istiyorlar,onun için bu çuvalın içine koydular,oysa ben istemiyorum.” der. Bunu duyan çoban “Ben isterim. Hadi sen çuvaldan çık da yerine ben gireyim’’ diyerek, çuvala girmiş.Keloğlan da çobanın koyunlarını alarak hemen oradan uzaklaşmış.
Bu sırada dinlenen iki kardeş çuvalı alıp köprüden atmışlar. Sonra da keyifle yollarına devam etmişler. Biraz sonra, önünde zengin bir sürüyle Keloğlanı karşılarından geldiğini gören kardeşler büyük bir şaşkınlıkla,’’Biz biraz önce seni dereye atıp boğmuştuk,sen bu sürüyü nereden buldun böyle’’ diye sormuşlar. Keloğlan da ”Sizin beni attığınız derede bu koyunlardan daha çok var, hatta daha büyükleri bile var ama,ben onların hepsini çıkaramadım” demiş. Bunu duyan iki kardeş hemen geri dönüp,kendilerini dereye atmışlar. Keloğlanda sürüyü önüne katıp köyüne dönmüş.annesiyle birlikte, ömrünün geri kalan kısmını mutluluk içinde geçirmişler.
Vural GÜNDÜZ
6 KASIM 2008
Yorumu Yolla
Yorumlar ( ):