Çengel
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

SİTE ZİYARETCİ SAYACI

Anadolu Misafirperverliği

17 Aralık 2010, 08:52

        Anadolu'nun  ve Türk insanının en güzel geleneklerinden biri de dininin gereği olan misafirperverliktir. Misafir Anadolu insanının olmazsa olmazlarındandır.
 
        Bir eve misafir geldiği zaman o evde sevinç olur, ev sahibi ise gelen misafirlerine en güzel ikramlarda bulunur, bu ikramları hazırlarken ne yorulurlar, ne de usanırlar. Ellerinden ne geliyorsa onları hazırlayıp misafirlerine en güzel şekilde ikram ederler.
 
        Şu inançla da misafirin değerinin yüksek olduğunu adeta haykırırlar. "Misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır gider."  felsefesi ile insanlığın iftihar tablosu peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) "Misafir, rızkıyla gelir, ev sahiplerinin günahlarının affedilmesine vesile olarak çıkıp gider." hadisi ışığında Müslüman Türk milletinin  misafire verdiği önem daha da artar. Misafir baş tacı olur, misafir Allah'ın misafiri konumunda ağırlanır.
 
        Görev yaptığım köyümün insanları da bu gelenek ve göreneklerle bizleri yani öğretmenleri zaman zaman  davet ederler, icabet beklerlermiş. Bir gün yine öğrencim bana öğretmenim bu gün öğle yemeğine bize gelmeni babam istiyor, gelir misin? Tereddütsüz hemen gelirim yavrum niye gelmeyeyim, davete icabet sünnettir diyerek geleceğimi söyledim.
 
        Öğle arası o yavrum ile evlerinin yolunu tuttuk, gidiyoruz. Öğrencim bana, seni çok sevdim öğretmenim. Niye diye sordum. O da bana önceleri diğer öğretmenleri davet ettik ama gelmediler. Neden? diye sordum. Bilmiyorum dedi. Ama sen hemen kabul ettin. Bizleri seviyorsun da ondan dedi. Seslenmedim.
 
        Eve vardığımda kapıda öğrencinin babası karşıladı. Buyur hocam hoş geldiniz. Elini uzattı tokalaşmak istedi. Ben elinden tutup hem tokalaştım, hem de kucaklaştım. O kadar memnun oldu ki sanki kırk yıllık dost gibiydik. İçeriye davet  etti.
 
        Benim gözümden kaçmıyordu evde bi hareketlilik oradan oraya koşmalar. Anladım ki misafir için pervane misali dönüyorlardı. Oradan buradan konuşup sohbet etmeye, yemek vaktini beklemeye başladık. Nerelisin , kaç kardeşsiniz, anan baban sağmı velhasıl sohbet için ne gerekli ise onları konuşuyor, Türkiye'den konuşuyor, gelecek nesillere kadar uzanıyorduk.
 
        Yemekler gelmeye başladı. Her sofraya konan yemeği bana tarif ederek ismini söylüyorlar ve Ardahan?ın meşhur yemekleri diyorlar. Birde İç Anadolu'nun yemek isimleri gibi bu da mantı dediler. Bizde yaparız mantı dedim, ve yapılan mantıları tarif etmeye başladık.
 
        Önemli olan geleneğimize ve mutfağımıza ait olan mantı nasıl olursa olsun adı mantı ya dedim. Yok  dedi evin reisi. Bizimki başka bizim ki kaz etinden yapılır, daha lezzetli olur. Güldük geçtik. Yemekler yendi, çaylar içildi.
 
        Müsaade  alınarak oradan ayrıldım. Yolda giderken hep o öğrencim olan yavrunun bana bakan gözleri ve al al olmuş yanaklarını düşünüyordum. Benim evlerine yemeye gelmem o kadar mutlu etmişti ki, sofrada heyecandan elleri titriyordu.
 
        Bir de düşündüğüm mevzu; bana öğretmen arkadaşların evlere yemeğe davet edildiklerinde gitmek istemedikleri konular üzüyordu. Bunu bu yazıda aktarmak istemiyorum, ama o misafirperver Anadolu insanının bana karşı vermiş oldukları o güzel ve anlamlı hizmeti hiç unutmayacağım. Sofranız bal, misafiriniz bol olsun. Allah razı olsun. 
 
        16 Aralık 2010

Bu haber 2122 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
MUSTAFA YÜCEL MUSTAFA YÜCEL
Bu sonuca nasıl gelindi?
KONUK YAZAR KONUK YAZAR
Yine Aynı Oyun - Muharrem Yücel (Öğretmen)


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Tasarim: Sinan KAYMAK